Türkiye’nin yerel tohum hikayesi

http://www.bugday.org/blog/yerliatalik-tohum-neden-onemli/

Yerel yahut atalık tohum insanlığın hayatını devam ettirebilmesi için olmazsa olmazımız. Peki devletler daha özel düşünecek olursak Türkiye neden yerel tohum politikası uygulamıyor da çiftçileri hibrit/kısır tohuma muhtaç ediyor hiç düşündünüz mü?

Sebebi tabiki kar odaklılık. Sadece devletin karı mı? Hayır Dünya Bankası’nın, özel şirketlerin, devletlerin ve denetleme kurumlarının. Hepimiz biliyoruz ki yerel tohumu ektikten sonra çıkan üründen tohum elde edebilirsiniz ve tohum satın almaya gerek kalmaz. Ancak kapitalist sistemin en önemli özelliği ihtiyaç yaratmaktır ve yerel tohum oldukça tohum bir ekonomik metaya dönüşemeyecektir. Kapitalizmin ikinci en önemli özelliği ise standartlaşmadır. Standart olanın güzel olduğu dayatması bizleri ele geçirmiş durumdadır.

Tohumda standartlaş mı?

Konuya şöyle devam edelim. Yerel tohum evrimleşebilen, bulunduğu iklime ayak uydurabilen ve bulunduğu bölgenin böceklerine ve zararlı otlarına direnç geliştirmiş belleği olan tohumdur. Hibrit tohumun ise belleği yoktur. Belleği olmadığı gibi bir kişiliği de yoktur. Hibrit tohum genetiği ile oynanmış tohumdur. İlaçlarla, aşılamalarla zararlı her şeye direnç kazandırılmış tohumdur. Gerçekten yerel tohumdan daha mı dirençlidir?

Yerel tohumun belleği var demiştik, hibrit tohumun ise belleği yok. Peki siz birine iş yaptıracaksanız aklı olana mı olmayana mı yaptırmak istersiniz? Aklı olana. Peki neden ülkemizde yerel tohum üretmek, satmak yasak?

Vergi, vergi, vergi,

Kar odaklılık devletleri ülkemizi insan sağlığını hiçe saymasına sebep oluyor. Bizim sağlığımızla, geleceğimizle oynanıyor ancak sessiz sessiz.

Türkiye’de yerel tohum macerası

2006 yılında 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu çıkarıldı. Bu kanunun yaptığı ilk değişiklik tohumun tanımını değiştirmek oldu. Kanuna göre tohumda çeşit kavramı geleneksel veya biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş olan genetik yapı olarak tanımlandı. Yani GDO’lu tohumlara tohum statüsü resmen tanındı. İmzaladığımız uluslararası anlaşmalar hiçe sayıldı ve ülkede GDO’lu tohum satışı resmen yasallaştı.

İkinci değişiklik ise denetimde oldu. Bu kanuna göre tohumların kontrolü yetkisi tohum şirketlerinden oluşan bir kurula devredildi. Yani GDO’lu tohum üreten kurul bir de bunları denetleme yetkisi elde etti. Seni ısıran köpekten sana pansuman yapmasını istemek gibi bir şey bu. Birde başta konuştuğumuz tohumda standardizasyon dönemi başlatıldı. Çiftçiler artık patentlenmemiş tohumla üretim yapamayacaktı. Yaparsa ürünleri sökülecek üstelik çiftçi para cezası ödeyecekti.

Ne demek patentli tohum? Her yıl dolar üzerinden çiftçiye zorla tohum satarak borçlandırmak demek. Yerel tohumların yok oluşu demek, biyolojik çeşitliliğe bir tehdit demek. Ama aynı zamanda vergilerle köşeyi dönen devlet bugün dünyanın en zenginleri arasında yerlerini alan tohum şirketleri demek.

Oysa aynı kanunun 3. maddesinde tarım politikalarının sürdürülebilirliği, insan sağlığı ve çevre duyarlılığı ilkesinin benimsenmesinden bahsediliyor. Aynı kanun sağlığımızla oynar ve bizi tohum şirketlerinin insafına bırakırken aynı zamanda sağlığımızı koruyacağını söylüyor. Üstelik bunu AB direktifi ile imzaladığımız ve aynı zamanda yasa çıkarıp GDO’lu tohumların ithalatını yasaklayan Biyogüvenlik Kanunu’na rağmen ve Tohumluk İthalatı Genelgesine rağmen yapıyor.

Yerel tohum satışı yasaklandı. Üretim ise kendine yetecek miktarla sınırlandırıldı. Ancak yine de bir ümit var içimizde. Çünkü tohum satışını yasaklayan devlete karşı insanlar tohumlarını takas etmeye başladı. Umuyorum ki bu uygulamalar yaygınlaşır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir